Yukarı Çık

MUTLU YARINLARA

25 Ekim 2015 Pazar 12:43:25
1288 kez okundu.

"Bizim Vusülsüzlüğümüz, Usülsüzlüğümüzdendir"  demişti üniversitedeki  öğretmenlerimden biri. Ne manaya geldiğini yıllar geçtikçe daha da anladım.

Bilim, Ortadoğu, Doğu Asya, Anadolu, Ege kıyılarında şekillendi ilkçağlarda.. Genel olarak doğu dünyası diyebileceğimiz bu dünya bilim sandığının ilk temellerini attı.  Örneğin yazı Mezopotamya’da ,  takvim Mısır’da,  alfabe bir Doğu Akdeniz uygarlığı olan Fenike’de bulundu. Matbaa mesela Çin’de bulunup Uygur Türklerinin katkısıyla gelişip, Talas savaşı sonrası  İslam uygarlığına geçti, oradan da Haçlı seferleri ile Avrupa’ya.  Sayfalarca çoğaltabileceğimiz bu örnekler gösteriyordu ki doğu dünyası medeniyetin gelişiminde çok önemliydi.  Ya sonra?  Devletlerin birbiriyle olan mücadeleleri , iktidar savaşları, koltuk sevdaları , hırslar, insanlığın önceliklerini değiştirdi. Sömürü mantığı, senden olmayanı ezme düşüncesi aldı yürüdü ve Namık Kemal’in deyişi ile memleketler bitti.      

"Memleket bitti yine bitmedi hâlâ sen ben
 Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen
 Dest-i a’dâdayız Allah için ey ehl-i vatan
 Yetişir terk edelim gayri hevâ vü hevesi"

Ortaçağda Skolastik dönem denilen bilime kapalı ve aşırı baskıcı bir yapıdan Rönesans, Reform , Hümanizma gibi çıkış filizleri ile yeni bir dünya kurdu batı dünyası. Doğunun temellerine teşekkür etmeden hem de , sahiplenerek herşeyi.. Doğu dünyası olanı tekrar ederek geçirdi zamanı, Batı, insan zihnini zorlayacak çalışmalara imza attı yıllar boyu. Gelinen nokta aşikar..

Şimdi bir dakika durup düşünsek , biz bütün bu gelişme ve ilerlemelerin neresindeyiz ? Yaklaşık yüz yıllık Cumhuriyet tarihimizde hangi mantığa hangi amaca göre öğrenci yetiştiriyoruz. Dünya bilim mirasının neresindeyiz? Bilim sandığına hangi katkıları yapıyoruz? Bir Aziz Sancar örneği var mesela bizi gururlandıran. Daha ?? deme hakkımız yok mu ? Üniversitelerimiz bu durumu nasıl okuyor acaba?

 İlkokula başlayan bir çocuk, herkes gidiyor diye gider okula.  Lise de bir mecburiyet çizgisinde devam eder. Üniversiteye, yeter ki bir yeri kazanmış olayım düşüncesi ile giden öğrenci sayısı hiç de azımsanmayacak orandadır. Okullar biter ve fark edilir ki aslında okunulan bölüm ve uzantısı olarak yapılan meslek hiç de o kişiye göre değildir. Mecburiyetler başlar, zaman geçmiş artık bir şeyleri yeniden başlatma imkanı kalmamıştır. Mutsuz bireyler , mesleğini sevmeyen çalışanlar, daralan hayatlar ve zorundalıklar.. 

Şapkamızı önümüze koyup iyice düşünmeliyiz, Parti ayrımı yapmadan, Sen ben kavgasına düşmeden eğitim sistemimizi temelini milli manevi değerlerimizden alan ve dünya beklentilerini karşılayan bir çizgiye taşımak için elli, yüz, belki üçyüz senelik planlar yapabilmeli, arkasında durabilmeli , ona göre öğretmenler yetiştirmeli, öğrencilerimizi bu bilnç ve inatla yeni dünyaya taşımalıyız. Vusülümüz bu sayede olacaktır, yeter ki doğru usülleri belirleyebilelim.

 Mutlu Yarınlara..

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Tarafımızdan izin alınmadan, kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.